8 Kasım 2013 Cuma

Gökçeada

Gökçeada
Gökçeada

Antik adı İmbros (İmroz) olan Gökçeada aynı zamanda Türkiye'nin en büyük adasıdır. Çanakkale Boğazı'nın ağzında yer alır. 290 kilometre karelik bir alan üzerinde oluşturulmuştur. Kıyı şeridinin uzunluğu yaklaşık 95 kilometredir. Kuzey-güney uzunluğu 13 kilometre, doğu-batı uzunluğu 29.5 kilometredir. Gemilerin yanaştığı Gökçeada Kuzu Limanı, Çanakkale'den 32 mil, Gelibolu Yarımdası'ndaki Kabatepe Limanı'ndan ise 14 mil uzaklıktadır. Yerleşim ilçe merkezi dışında Bademli, Dereköy, Tepeköy, Zeytinli Köy, Şahinkaya, Şirinköy, Uğurlu, Yeni Bademli, ve Eşelek'e yayılmış durumdadır.

 Coğrafi yapısı çevre adalardan oldukça farklıdır. Tepelerin ve ovaların birbiri ardınca sıralandığı ilginç bir yapısı vardır.  Çok engebeli, volkanik bir yapıya sahip olan adanın %77 si dağlıktır. Adanın güney sahillerinde Akdeniz iklimi, kuzey sahillerinde ise Marmara'ya özgü iklim hüküm sürmektedir. Rüzgarlar genellikle kuzeyden poyraz, güneyden lodos eser. Yılın büyük bölümü rüzgar alır. Gökçeada su kaynaklarının çokluğu bakımından dünyanın dördüncü adası durumundadır. Beş adet gölet bulunan adada Zeytinli Barajı adanın içme, kullanma ve tarım amaçlı su ihtiyacını büyük ölçüde karşılamaktadır.

 Adadaki Rum köyleri özgün mimarileriyle ilgi çekicidir. Ada kökenli Rumlar Ağustos ayındaki Meryem Ana yortusuna katılmak için dünyanın dört bir tarafından adaya gelirler. Küçükbaş hayvancılık, organik tarım, zeytincilik, balıkçılık adanın ekonomik değerleridir.

Gökçeada dünyanın yavaş şehirlerinden (cittaslow) biridir. Adaya ulaşım Çanakkale ve Eceabat Kabatepe'den feribotlarla sağlanır. Gökçeada'nın en önemli yerleşim yeri bugünkü Kaleköy'dür (Kastro). İlçe merkezinde sivil mimarlık örneklerinin yanı sıra ağırlıklı olarak kamu yapıları yer almaktadır. Özgün yapı ve sokak özelliklerini nispeten kaybeden ilçe merkezinde dini yapılardan Panagia, Barbara Kilisesi, Merkez Camii, Fatih Camii ve iki çamaşırhane bulunmaktadır. Gökçeada'nın olağanüstü doğal güzellikleri arasında Marmaros  Şelalesi, Peynir Kayalıkları, Tuz Gölü, Kuzu limanı en çok bilinenleridir. 1970 yılına kadar İmroz olan adı, Bakanlar Kurulu kararı ile Gökçeada olarak değiştirilmiştir.

 Homeros'ta adı geçen yerlerden birisi de Gökçeada'dır. Homeros'a göre Deniz Tanrısı Poseidon'un denizler altındaki atlarının ahırı Gökçeada yakınlarındadır. Adada yenibademli Höyük'te gerçekleştirilen arkeolojik kazılaryerleşim tarihini M.Ö. 3000 yıllarına kadar götürmektedir. Klasik çağlardaki tarihi hakkında bilgileriantik kaynaklardan edinmekteyiz. M.Ö. 512 yılında Perslere teslim olmuş, M.Ö. 493 te ise Atina idaresine girmiştir. Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethetmesiyle 1455 te Omanlı topraklarına katılır. 1912 Balkan Harbi  yenilgisinin ardından Yunanistan'ın kontrölüne geçen Gökçeada 1923 te Lozan Antlaşmasından sonra tekrar Türkiye'ye bağlanmıştır.

Yenibademli Höyük
 Gökçeada'nın ilk sistemli arkeolojik kazısı olma ünvanını taşıyan Yenibademli Höyük, Kaleköy istikametinde olup ilçe merkezine üç kilometre mesafede yolun sol tarafında bulunmaktadır. Orta büyüklükteki Yenibademli Höyük, doğu-batı yönünde 120 metre, kuzey-güney yönünde ise 130 metre kadar bir alanı kapsamaktadır. Yüksekliği, araziden dokuz metre, deniz seviyesinden ise 18 metre kadardır. Kültür Bakanlığı Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nün izinleriyle1996 yılından itibaren Hacettepe Üniversitesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyelerinden Prof. Dr. Halime Hüryılmaz başkanlığında kazı çalışmaları Gökçeada Kaymakamlığı, ve Gökçeada Belediyesi'nin katkılarıyla yürütülmektedir. Kazı çalışmaları neticesinde höyükteki yerleşmenin günümüzden 5000 yıl öncesine varan erken ve geç tunç çağlarına ait olduğu bulgulardan anlaşılmıştır.

 Uğurlu Zeytinlik Kazısı
 Gökçeada'nın geçmişine tanıklık eden bir diğer kazı yeri ise Uğurlu Köyü Zeytinlik kazısıdır. Buradaki kazılar Trakya Üniversitesinden Doç. Dr. Burçin Erdoğu tarafından yürütülmektedir. Kazı buluntuları üzerinde yapılan radyoaktif karbon tarihleme M.Ö. 6500 tarihlerini vermektedir. Uğurlu Zeytinlik yerleşmesinin günümüzden 8500 yıl öncesine giden tarihi, doğu Ege adalarının bilinen en erken yerleşmesi olduğu anlamına gelir.

 Kaya Mezarı
 Anadolu'da sıkça rastlanan kaya mezarlarının bir örneği de Gökçeada ilçe merkezine 18 kilometre uzaklıkta, Aydıncık Uğurlu yolu üzerindeki Kokinada'dadır. Yan yana iki mezardan oluşan kaya mezarının hangi döneme ait olduğu henüz kesinleştirilememiştir. Özel araç veya taksi ile ilçe merkezinden ulaşabilmek mümkündür.

 İskiter Kalesi
 Cenevizliler tarafından moloz ve taştan yapıldığı belirlenen İskiter kalesi'nin surlarının bir bölümü günümüze kadar ulaşabilmiştir.  Kaleköy'de ve Çınarlı Ovası'n hâkim bir tepede bulunan kaleye Gökçeada ilçe merkezinden ulaşılabilmektedir.

Osmanlı Dönemi Mimari Eserler
 Yaklaşık 500 yıl Osmanlı idaresinde kalmasına rağmen Gökçeada'da Osmanlı eserleri çok az sayıdadır. Yapılan çalışmalarda Osmanlı döneminden günümüze sadece bir cami, dört çamaşırhane, bir çeşme, ve bir mezar taşının ulaştığı tespit edilmiştir.
 Adadaki tek Osmanlı camisi Çınarlı mahallesinde yer alan bugünkü Merkez Camii'dir. Caminin üzerinde ne zaman konulduğu bilinmeyen bir tabeladaki 1813 tarihinin de nereye dayandığı bilinmemektedir. Kitabelerinden Osmanlı döneminde yaptırıldıkları anlaşılan çamaşırhaneler ise çınarlı, fatih ve Yenimahallededir. Çınarlı Mahallesindeki kitabe üzerinde 1814 tarihi vardır. Yenimahalledki çamaşırhanenin yıpranmış kitabesinde ise 1800 tarihi okunabilmektedir. Fatih Mahallesi'ndeki çamaşırhanenin çeşme aynasında ise yeni rakamlarla 1908 tarihi yer almaktadır.

Gökçeada'nın Eski Rum Köyleri
 Dereköy, Kaleköy, Tepeköy, Zeytinli ve Eski bademli olmak üzere adada beş eski Rum köyü vardır. Kentsel sit alanı olan bu köylerin mimari dokusu koruma altındadır.

Eski Bademli (Gliki)
 İlçe merkezine dört kilometre uzaklıktaki Eski Bademli Köyü adanın balkonu olarak da tanımlanır. Özgün mimarisini koruyan köy dokusundaki görülmeye değer evleri, Meryem Ana Kilisesi, çamaşırhanesi, çeşmesi, asırlık çınar ağacı, kahvehanesi ve eski okul binası ilgi çekicidir. Buradaki çamaşırhanenin üstü ahşap çatılıdır.

Dereköy (Skinudi)
 İlçe merkezine on altı kilometre uzaklıktaki Dereköy eski Rum köylerinin en büyüğüdür. 1950-1960 yıllarında 1950 hanesiyle Türkiye'nin en büyük köyü olan Dereköy'de bugün taş evlerinin olduğu dar ve eğimli sokaklarında bir sessizlik hakimdir. Bir zamanlar onsekiz kahvehanesi, berber, kasap ve terzi dükkanlarının bulunduğu Dereköy'de bugün evlerin çoğu boştur. Köyün iki kilisesinden büyük olan Panagia adlı kilise oldukça bakımlıdır. Avlulu iki katlı yapı bir çan kulesine ve ahşap sütunlarla ayrılmış üç nefli bir mekana sahiptir. Buradaki bir ikona üzerinde yer alan 1848 yazısı kilisenin inşa tarihi olarak kabul edilmektedir. Agia Maria Kilisesi ise Dereköy'ün eski kilisesidir. 18. yüzyılın ilk yarısında inşa edildiği kabul edilir. O da diğer kiliseler gibi üç neflidir. Bir zamanlar köy kadınlarının çamaşırlarını birikte yıkadıkları büyük tarihi çamaşırhanesi günümüzde de kullanılmaktadır.

 Kaleköy (Kastro)
 İlçe merkezine dört kilometre uzaklıktaki Kaleköy, Kale ve Yıldız koyları arasında yükselen tepenin üzerine ve yamaçlarına kurulmuştur. Sahilindeki kamu binalarının yanında, lokantalar, çay bahçeleri, otel ve pansiyonları ile bir cazibe merkezidir. Yaz aylarında ilçenin en hareketli köylerinden biridir. Adını yukarı kaleköy'deki kale kalıntılarından almıştır. Geç Bizans dönemlerinde deniz kıyısı haricinde yerleşmeyi çevreleyen sur duvarlarının kalıntıları yer yer günümüze kadar ulaşmıştır. Bu duvarlarda başka yapılara ait yoğun devşirme malzeme kullanılmıştır. Harçlı mıcır taşlarından inşa edilmiş sur duvarlarında on adet kule bulunmaktadır, Köyde küçük kilise olarak da bilinen Agios Nikolaos Kilisesi ve Agia Maria Kilisesi bulunmaktadır. Önünde altı sütunun yer aldığı gösterişli girişiyle dikkat çeken Agia Maria Kilisesi eskiden adadki tüm kiliseler arasında metropol olma özelliği taşımaktaydı. Adada gün batımının izleneceği en güzel yerlerden biridir. Karşısındaki Semadirek adası manzarası açık havalarda kaçırılmaması gereken görüntülerdendir. Tarihi Rum Evleri, kale, marina, sualtı milli  parkı, çınar ve Semadirek silueti kaleköy'ün sahip olduğu önemli kültürel ve doğal güzelliklerdendir.

Tepeköy (Agridia)
 İlçe merkezine on kilometre uzaklıktaki Tepeköy adanın en yüksekteki köyüdür. Panagia ve Agia Maria adıyla bilinen iki kilisesi vardır. Kahvehane, köy odası, taverna ve konutlarla çevrili olan köy meydanı her yıl Ağustos ayında Meryem Ana etkinliklerine sahne olur. 15 Ağustos'ta kutlanan Meryem Ana yortusu Tepeköy'ün ve Gökçeada'nın en büyük etkinliğidir. Bu yortuya katılmak için dünyanın her tarafındaki İmroz'lular o gün adaya gelmeye çalışır. Ayın on dördünde kurbanlar kesilerek etleri kilisenin avlusunda kurulan kazanlarda gece boyunca pişirilir. Kemik suyunda keşkek yapılır. On beşinin sabahı kilisedeki ayinden sonra metropolit tarafından pişirilen etler takdis edilerek herkese dağıtılır. Ayinden sonra köyün mezarlığına gidilerek her mezarın sahibi mezarın başında bekler. Bir tepside çeşitli tatlı ikramının ardından herkes evine gider. O ün kurulan sofralar çok özeldir, her evden, her avludan kahkahalar, hüzünlü ve nostaljik şarkılar yükselir. Öğleden sonra eğlence başlar ve köyün meydanı, sokakları hoporlörden çalınan şarkılara eşlik eden ziyretçilerle dolup taşar. Meydanda kurulan masalarda ev şarapları içilir, yemekler yenir, şarkılarla latifeli sataşmalar birbirine karışır. Eski okul, Folklor Müzesi, baraj, panayır, su değirmenleri, Agia Maria Kilisesi, Panagia Kilisesi önemli kültürel miraslar olarak görülmesi gereken yerlerdir. Köyün çınaraltı denilen bir piknik alanı bulunmaktadır. Ayrıca asırlık çınar altında oturmak büyük şehirlerde yaşayan misafirler için kaçırılmayacak bir fırsattır.

Zeytinli Köyü (Aya Todori)
 İlçe merkezine üç kilometre mesafedeki Zeytinli Köyü bir yamaca kurulmuştur. Taş döşeli dar sokakları, yerel taştan yapılan evleriyle insanda hayranlık uyandırır. Adanın ünlü dibek kahvesinin sunulduğu kahvehaneler bu köydedir. Kahvehaneler ziyaretçilerin vazgeçilmez uğrak yerlerindendir. SİT alanı ilan edilen köyde, kilise ve çamaşırhane görülmete değer yerlerdendir. Adanın en eski kilisesi Agios Georgios Kilisesi de buradadır. Pazar günleri burada ayin düzenlenir. Fener Rum Patriği Bartholomeos'un doğduğu dedesine ait ev de buradadır. İki katlı yapının üstü ev, altı kahvehane olarak kullanılmaktadır. Zeytinli'de 1951 yılında başlayan ve 1964 yılında kapanan köyün ilkokulunun 2013 – 2014 öğretim yılında Özel Gökçeada Rum İlkokulu adıyla dört öğrencisiyle yeniden öğretime başlaması da köyde ayrı bir heyecan yaratmıştır.

Ekolojik Tarım ve Hayvancılık

Organik Tarım Adası
  Yeryüzünde organik tarımın yapılacağı topraklar ve iklim alanı gitgide daralmaktadır. Gökçeada, insanların yeniden doğaya dönüş arzusunun hız kazandığı bir çağda bu olanağı sunabilen yerlerden birisidir. Geçtiğimiz yıllarda hayata geçirilen Gökçeada Organik Tarım Projesi ile bağcılık, zeytincilik ve arıcılık gibi tarıma dayalı üretimle geçimini sağlayan küçük üreticilerin organik tarıma yönlendirilmesiyleadada farklı alternatiflerle renklenmeye başladı. Gökçeada, 2011 yılı Haziran ayında almış olduğu Cittaslow ünvanı ile dünyanın ilk ve tek sakin adası olmuştur.

Yurtiçinden ve yurtdışından organik tarımla uğraşmak isteyenler için Gökçeada bir cazibe merkezi haline gelmeye başlamıştır. Ladolia zeytin ağacı, Türkiye'de sadece Gökçeada'da yetişmektedir. Bu ağaç zengin aromalar ve lezzet içeren yağlık zeytinler vermektedir.. Adada önce zeytin ve zeytinyağı üretimiyle başlatılan uygulama ile organik ürün yelpazesi yaygınlaştırılarak sürdürülmektedir. Adaya gelen ziyaretçilerin sağdığı keçinin sütünü içmesi, çam ve kekik ballarından yerinde tatması ve alması mümkündür. Dalından organik sebze ve meyve koparıp kahvaltı sofralarını, öğle ve akşam yemeklerini renklendirmek ve süslemek bir hayal değildir. Adalıların hoşgörülü ve öğretici yanlarını değerlendirip, ada yemeklerinin yapımını öğrenebilir, çocuklarınıza kent yaşamında karşılaşamadığı hayvanlarla oynama şansı yaratabilirsiniz.

Bağcılık ve Şarap kültürü
  M.Ö. 2900 yıllarından günümüze bağcılık yapılan Gökçeada'nın şaraplık, Kalabaki, Vasilaki ve Mavropali üzümleri meşhurdur. Geçmişte her ailenin bir bağının bulunduğu ve kendi şaraplarının üretildiği adada, günümüzde de bağcılık yapılmaktadır. “Kız kökten, şarap küpten alınır” atasözünün geçmişinde, adada doğan her kız çocuğu için bir küp şarap doldurularak mühürlenmesi ve düğününde açılarak ikra edilmesinin yattığı anlatılmaktadır.

Yerel market (Earth Markets)
  Yerel market, doğal ürünler felsefesine uyan, yerel üretimi ve ürünleri destekleyen çiftçilerin Uluslar arası ağıdır. Yerel ekonominin oluşmasını özendirip üreticinin tüketiciye en kısa ve sağlıklı yollarla ulaşmasını sağlayan bu yöntem Gökçeada halkı tarafından önemsenmekte ve geliştirilmektedir. Yıl boyunca her pazar düzenlenen “Çiftçilerin Pazarı” adalıların ve adayı ziyaret edenlerin buluşma yeridir. Yerel gıda ve ürünlerin tüketiciye ulaştırıldığı pazar yerine yakın alanlarda kahvaltınızı yapabilir, öğle ve akşam yemeklerinde adanın lezzetlerini tadabilirsiniz.

Mutfak Kültürü
Gökçeada mutfağı geleneksel yaşam biçiminin bir yansıması olarak Türk ve Rum mutfaklarının karışımını yansıtan doğal, yalın ve özgün tatlar içermektedir. Adanın verimli topraklarında doğal yollarla üretilen zeytinyağı, bağlarında yetişen üzümden yapılan şaraplar, balık, adanın otlaklarında yetişen hayvanlarından elde edilen et, meyve, sebze, bakliyatlar, keçi ve koyun peyniri, köy ekmeği ve organik bal bu tatların başında gelmektedir.
Özellikle peynir, ekmek, zeytinyağı ve şarap kullanımı yörede bir ritüel olarak algılanır.
Kırlarda yaz kış rahatça dolaşarak kekik ve yabani otlarla beslenen kuzu ve oğlak eti, dönemsel yeşillikler, sebze ve bakliyatlarla yapılan kuzu haşlama ve kapama yemekleri meşhurdur. Bahar aylarında adanın zengin otlaklarında yetişen oğlak ve kuzulardan adaya özgü yöntemlerle pişirilen oğlak ya da kuzu fırın adanın sunduğu önemli tatlardan birisidir.
Balık, adalıların yemek kültüründe büyük yer kaplamaktadır. İşi o kadar ileri götürmüşlerdir ki bamyayla sarpa balığını pişirip, balığın tadını koruyacak kadar mahirdirler. Gökçeada denildiğinde akla ilke gelen deniz ürünleridir. Balık hiç bir zaman baharat ve soslarla servis edilmez. Mevsimlik otlarla misafirlere sunulur. Zeytinyağlı ahtapot yahnisi, ıspanaklı kalamar, fırında patatesli balık, sarımsak, limon ve kekikli deniz kestanesi ve karides salatası, zeytinyağında pişirilen kılıç balığı adanın başlıca lezzetlerindendir. Ayrıca organik sertifikalı bağlardan toplanan üzümlerden yapılan ada şaraplarının ünü dünyaya yayılmaktadır.
Adanın domates ve karadut reçelleri de meşhurdur. Keçi peyniriyle yapılan hamur işi cicirya, vişiada ve ayrılmaz parçası efibadem kurabiyesi ziyaretçilerin tatmadan adadan ayrılmamaları gereken lezzetlerdendir. Adanın meşhur dibek kahvesi, karadut dondurması ve sakızlı muhallebisi de özgün tatlardandır. Ziyaretçiler adadan ayrılırken adaya özgü organik ürünleri hediye olarak götürme şansına sahipler.

Kıyılar ve koylar
Gökçeada deniz canlılarının Akdeniz ve Karadeniz arasındaki geçiş yoludur. Dolayısıyla olt balıkçılığı ve dalış sporları meraklıları için bir çok alternatifler sunmaktadır. Henüz tanınmaya başlayan bakir koylarında her mevsim oltayla balık avlanabilmektedir. Amatör dalışlar için her türlü olanağınsunulduğu adada ilgili kurumlardan önceden izin almak kaydıyla dalış sporuyla profostonelce uğraşanları da eşsiz olanak ve görüntüler beklemektedir.
Yıldızköy
Gökçeada'nın sert kayalıkları ve denizin bin yıllardır süren aşındırması sonucunda oluşan büyük ve küçük bir sürü koyu bulunmaktadır. Bunların en ünlüsü Yıldızkoy Türkiye'nin ilk Sualtı Milli Parkı'dır. Yerli ve yabancı turistler tarafından ziyaret edilen adanın en güzel koyudur. Özellikle Yelkenkaya'ya kadar uzanan kısımdaki sualtı güzellikleri adayı ziyaret edenleri büyüler. Yıldızkoy'a Yukarı Kaleköy'den yürüyerek veya Yeni Bademli Köyü içerisinden ulaşılabilmektedir.
Lazkoyu
Doğal yapısı ve bakir görünümüyle görülmesi gereken güzel koylardan birisidir. Şahinkaya arazisi içerisinde yer alan Lazkoyu'na Şirinköy'den Kapıkaya yönüne doğru ilerleyerek ulaşılır. Sert kuzey rüzgarından etkilenmeyen koyda bir de tesis bulunmaktadır.
Gizli Liman
Uğurlu sahilinde bulunan bakir cennet koylardan biridir. Uğurlu Köyü'ne yakın yeşil ve mavinin eşsiz buluşmasının görülebileceği bir koydur.
Aydıncık (Kefaloz) Sahili
Rüzgar sörfü ve kite sörf yapanların gözde yerlerinden biridir. Yılın her mevsiminde özellikle Balkanlar'dan gelen turistleri sörf yaparken görmek mümkündür. Aydıncık kumsalı Ege Denizi üzerinden sürekli karadan esen rüzgar sayesinde dalgasız denizde yıl boyunca sörf yapma olanağı sunmaktadır. Bu ise sörfçüler için ideal ortam anlamına gelmektedir.
Aydıncık sahili yaklaşık iki kilometre uzunluğunda ve temiz kum tabakasıyla örtülüdür. Yaz aylarında yerli ve yabancı turistlerin gözde plajlarından olan sahilde bir de sörf okulu hizmet vermektedir. Kamp yapma ve çadır kurma olanağı bulunan Aydıncık, yakınında bulunan Tuz Gölü'nü de kullanabildikleri için ziyaretçilerden yoğun ilgi görmektedir. İlçe merkezinden onüç kilometre uzaklıktaki sahile özel araç veya toplu taşıma araçlarıyla ulaşılabilmektedir.
Kaçkaval Burnu (Peynir Kayalıkları)
Üst üste sıralanmış peynir kalıplarını andıran ilginç kaya oluşumları nedeniyle bu adla anılmaktadır. Kuzu Limanı'nın doğusunda bulunsn Peynir Kayalıkları'nı karadan görmek mümkün olmadığı için tekne ile denizden görülebilmektedir. Adanın görsel şölen sunan bu doğal oluşumlarıyla ilgili, koyun ve keçi sürüleri olan zengin, inatçı ve cimri yaşlı bir kadınla ilgili bir efsane bile dillendirilmektedir. Paylaşma duygusu gelişmemiş bu yaşlı kadın kızdırdığı tanrının gazabına uğramış, dondurucu kar, yağmur ve rüzgarlar karşısında yaptığı peynir kalıpları taşa dönüşmüştür.
Marmaros şelalesi
Doğa sporları severler için adada bulunmaz fırsatlardan birisi se Dereköy yakınlarındaki Marmaros Şelalesi'dir. Bir adada rastlanması ender örneklerden birisidir. Trekking ve piknik amaçlı kullanılan şelale ormankıl alanda bulunmaktadır. Kış aylarında gür akan şelale yaz aylarında sularının azalmasıyla da doyumsuz bir dinginlik sağlamaktadır.
Tuz Gölü
Gökçeada'nın güneyindeki Aydıncık saahilinde yer almaktadır. Değişik minerallerden oluşan Tuz Gölü'nün koyu renkli çamurunun romatizma, kireçlenme, sedef gibi rahatsızlıklara iyi geldiği söylenmektedir. Tuz Gölü değişik mevsimlerde yaban kazı, yaban ördeği, flmingo gibi kuşlara da yaşama ortamı sağlamaktadır.
Yuvalı Koyu
Adanın güney kıyısında bulunan iki koyda Adalet, Sağlık ve Milli Eğitim Bakanlıklarının tesisleri bulunmaktadır. Adalet Bakanlığı dışındaki tesislerin plajları bütün ziyaretçilere açıktır. Plajında şemsiye ve şezlong bulunan tesislerin büfe, kafe ve restoranları da halka açıktır.

Kültür Sanat Etkinlikleri

Gökçeada Film Festivali
Gökçeada Belediyesi tarafından 1998 yılında başlatılan ve her yıl geleneksel olarak düzenlenen ve bir hafta süren Gökçeada Film Festivali, adada gerçekleştirilen en kapsamlı etkinlik özelliğini taşır. Festival süresince ada halkı bir çok filmi izleme imkanı bulmaktadır.

Meryem Ana Yortusu
Gökçeada'da her yıl 14-16 Ağustos tarihlerinde Rumlar tarafından düzenlenen Meryem Ana Yortusu adanın en kalabalık olduğu dönemdir. Meryem Ana'nın ölüm günü olan 15 Ağustos'un anıldığı bu yortuda, Yunanistan ve dünyanın pek çok ülkesinden adalılar, onların çocukları ve torunları toplanmaktadır. Ortodoks inanışına göre azizlerin ölüm günü şenlik gibi anıldığından, yortya ev sahipliği yapan Tepeköy'de 15 Ağustos'ta köyün meydanına kurulan kazanlarda yemek, tatlı, şarap dağıtılmakta ve toplu halde yenmektedir. Yortu sabaha kadar sirtaki ve şarkılarla devam etmektedir.

Paskalya
İlkbaharda kutlanan paskalyada İsa'nın çarmıha gerilişini anmak için, Cuma günü perhizde olan Rum Halkı Cumartesi gecesine kadar yas tutmakta, gece yarısı mum yakarak İsa'nın dirilişini kutlamaya başlamaktadır. Paskalya Bayramı için, özel yumurtalar hazırlanmaktadır. Başka renklere de boyanan yumurtalarda kırmızı en çok tercih edilen renktir. Paskalya Pazar günü merkez kilisede yapılmakta ve daha sonra Kilise bahçesinde ve evlerde zengin sofralar hazırlanarak öğle yemeği yenmektedir. Yemeğin olmazsa olmazı örgü şeklinde yapılan Paskalya Böreği'dir.

Gökçeada'ya Ulaşım
 Adanın ulaşımı deniz yoluyla sağlanmaktadır. Kabatepe - Gökçeada arasında ve Çanakkale Gökçeada arasında Gestaş'a ait arabı vapur seferleriyle adaya ulaşılabilmektedir. Ayrıca Çanakkale Gökçeada deniz otobüsü ulaşımı da yaz aylarında uaşımda rahatlık sağlamaktadır.
 Bazı internet sitelerinde Gökçeada'ya uçak seferleri olduğu yazılmaktadır ancak <a href="http://www.gokceada.dhmi.gov.tr/havaalanlari/default.aspx?hv=43">Gökçeada Havalimanı web sitesi</a> Gökçeada'ya tarifeli sefer olmadığını bildirmektedir.

Gökçeada önemli telefonlar
İlk yardım: 112
Polis İmdat: 155
Jandarma: 156
Sahil Güvenlik: 158
Kaymakamlık: 0 286 887 30 04
Belediye Başkanlığı: 0 286 887 30 19
Meteoroloji Müdürlüğü: 0 286 887 30 34
Deniz Yolları İşletmesi: 0 286 887 30 43
Liman Başkanlığı: 0 286 887 31 35
Turizm Danışma: 0 286 887 30 05
GESTAŞ: 444 0 752

6 Şubat 2013 Çarşamba

Avşa Adası

Avşa adası
Avşa Adası, Marmara Denizi'nde, İstanbul'a gemiyle 5, deniz otobüsüyle 3 saat, Erdek'e ise gemiyle 1 saat 45 dakika uzaklıktadır. Balıkesir'in Marmara ilçesine bağlı bir yerleşim yeridir. Avşa adasının diğer adı "Türkeli" adasıdır. Fakat "Türkeli" ismi "Avşa" olarak değişmiştir. Bu karar, Resmi Gazete'de 19.04.2005 tarihinde yayınlanmışır. Kararın metni şöyledir : "Yer Adının Değiştirilmesine Dair Karar İçişleri Bakanlığından: Balıkesir İli Marmara ilçesine bağlı Avşa (Türkeli) Beldesinin isminin “AVŞA” olarak değiştirilmesi 5272 sayılı Kanunun 10 uncu maddesi uyarınca uygun görülmüştür."

Takımadalar arasında, kapladığı alan bakımından, Avşa Adası Marmara ve Paşalimanı Adalarından sonra gelir. Uzunluğu 7 km, genişligi 4 km.'dir. 1965 yılında 1146 nüfusu olan adada, son nüfus sayımına göre 2000, gayriresmi olarak da 2500 kişi yaşamaktadır. Yazın ise Avşa Adası yoğun geçen turizm sezonu dolayısıyla 40.000 - 50.000 insanı barındırmaktadır. Gerek eğlence ve gerekse dinlence bakımından imkânları bulunan Avşa Adası'na yaz sezonunda İstanbul'dan her gün 2 ya da 3 deniz otobusü ve İDO' ait gemi tarifeli sefer yapmaktadır, haftasonları ek seferler de konulmaktadır.

Avşa`nın ilk yerli halkı hakkındaki ilk yazılı bilgiler coğrafyacı Strabon ve tarihçi Plinius'un kitaplarında bulunmaktadır. Toprak durumu bakımından hiçbir zaman zengin olamamış, bağımsız bir idareye kavuşamamış olan ada, tarih içinde, çevresinde hâkim olan kuvvetin arkasından gitmiştir. Hıristiyan din adamları için bir sürgün yeri olarak kullanılmış ve bütün Ortaçağ boyunca boş kalmıştır. Şimdiye kadar hiçbir sistematik kazı yapılmamıştır. Ancak adada, anakara Kapıdağ Yarımadası`ndan ayrılmadan önce bazı ilkel toplulukların yaşadığı, avcılıkla geçindiği, anakara ile bağlantı kesilince yeni bir yaşam biçimi geliştirdikleri, avcılığı azaltarak tarım, besicilik ve balıkçılıkla geçindikleri bazı buluntular nedeniyle anlaşılmaktadır.
Avşa Adası
Marmara Denizi'nin güney batısında 3 büyük (Marmara-Avşa-Paşalimanı) ve 9 küçük ada vardır. Marmara adaları ismini taşıyan bu adalar, yapı ve yer şekilleri bakımından Kapıdağ Yarımadası'nın Marmara Denizi'ndeki uzantısı görünümündedirler. 4. zamanın sonlarında deniz seviyesinin yükselmesi ve alçak kesimlerin sular altında kalması sonunda, anakara Kapıdağ Yarımadası'ndan ve birbirinden ayrılarak bugünkü şekillerini almışlardır.

Avşa adası'nın Marmara ve diğer adalarla arasındaki derinlik 16-35 m arasındadır. Sadece Ekinlik Adası'nı birleştiren kara parçası 1-4 m derinlikte olduğundan sakin havalar da bu bağlantıyı izlemek mümkün olmaktadır. Adanın uzunluğu 9 km, eni 4 km kadardır. Toplam yüzölçümü 36 km²'dir. Adanın batısında üzerinde bir deniz feneri bulunan Hayırsız Ada yer alır.

Takımadalara adını veren ve grubun en büyüğü olan Marmara Adası orta kesiminde 700 metreyi bulan yüksek bir ada görünümünde iken, Paşalimanı, Avşa ve Ekinlik adaları yüksekliği 100-250 metre arasında değişin basık ve yumuşak görünümlü yassı adalardır ve İstanbul'a yaklaşık 65 (64.840) Mil uzaklıktadırlar. İstanbul'un kirli kıyılarından kaçanlar ile deniz ve tatil hasretlerini gidermek isteyen Ankaralılar gözlerini Marmara'nın bu güzel adalarına çevirdiler. İlk öncüler Marmara Adası'na ayak bastılarsa da kıyıdaki kumsalların azlığı hemen arkada yükselen ve dikleşen arazi ile Beldeye Teşkilatının katı imar kuralları yüzünden gözlerini biraz ötede kıyıları boyunca uzanan geniş ve ince kumlu plajlar, yumuşak arazi yapısına sahip Avşa Adası'na çevirdiler. Ayrıca henüz konut yapımına daha yumuşak bakan Köy Kanunları (1992'de belediye oldu) geçerli idi. Bu nedenle 1969 yılından itibaren Avşa Adası Marmara Bölgesi'nin vazgeçilmez trustlik merkezi durumuna geldi. Bu olay köy ekonomisinin birden bire gelişmesine ve aranan her şeyi kolayca bulunduğu bir konuma getirdi.

Avşa Adası, diğer adalar gibi anakara Kapıdağı'na bağlı idi. Dördüncü zamanın sonunda deniz seviyesinin yükselmesi ile anakaradan ve birbirlerinden ayrıldılar. Bu nedenle Avşa ile Marmara Adası arasındaki derinlik 35 metrede kalır. Avşa ile diğer adalar ve Kapıdağ arasındaki derinlikler 16 metreyi geçmez. Özellikle Avşa ile ekinlik adasını birleştiren kara parçası 1 metre ile 4 metre derinliği ancak bulur. Sakin havalarda bu bağlantıyı izlemek mümkündür.Adanın yapılan zemin etütlerinde granit taştan oluşmuş olduğu uzmanlar tarafından belgelenmiştir. 17 Ağustos 1999'da yaşanan depremden sonra adada hiçbir yıkım olmamıştır.

Ada, İstanbul'a olan yakınlığı nedeniyle yerli turistler için cazip bir tatil noktasıdır. Turizmden daha fazla faydalanabilmek için Avşa, nispeten sakin bir tatil seçeneği sunan Kuzey Ege'deki tatil yerlerinin aksine bir çok tesisle turistlere renkli bir gece hayatıda sunmaktadır. Ayrıca Marmaradaki adalara ait Adakarası üzümünden üretilen şarap sayesinde bağcılık ve şarap fabrikaları, turizme paralel olarak gelişerek yeni iş imkânları yaratmaktadır.

29 Ocak 2013 Salı

Bozcaada



Adanın ismi antik çağlarda Leukophrys imiş fakat Yunan Mitolojisinde Tenedos adıyla bilinir. Bozcaada’nın ilk sakinleri Akaların bir kolu olduğu ve M.Ö. 2000 yıllarında yerleştikleri tahmin edilen Pelasg’lar (Pelazziler)dır. Akalardan sonra Ada’ya sırasıyla Fenikeliler, Atinalılar ve Yunanlılar hakim olmuştur.  Ada M.Ö.493’de Pers istilasına uğramış, M.Ö.334 yılında ise Pers istilasına son veren Büyük İskender devri başlamıştır. Bergama Krallığından sonra M.Ö.168 yılında Roma hakimiyetine girmiştir. Roma İmparatorluğu’nun 395 yılında ikiye bölünmesiyle Doğu Roma yani Bizans İmparatorluğuna dahil olmuştur. 1203 yılından sonra Bozcaada üzerinde Bizans-Ceneviz-Venedikliler arasında egemenlik mücadelesi başlamıştır.

Bozcaada ilk defa 1455 yılında Fatih Sultan Mehmet devrinde Osmanlı İmparatorluğu’na katılmıştır. Osmanlı ile Venedik arasında Bozcaada için mücadeleler olmuş, Ada zaman zaman Venedik hakimiyetine girmiştir. Bozcaada Osmanlı döneminde bir kale dizdarı ve kadı tarafından yönetilmiş,19.yüzyılın sonlarında Merkezi  Sakız ve Rodos olan Cezair-i Bahr-i Sefid Eyaletinin Midilli Sancağına bağlı bir Kaymakamlık olarak teşkilatlanmıştır. Bu dönemde Ada’da Belediye dairesi bulunmaktadır.

1912 yılında Balkan Savaşı sırasında Yunan donanmasınca işgal edilmiş olup, Lozan Antlaşması sonucunda 20 Eylül 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlanmıştır.

Bozcaada'nın en yüksek noktası Göztepe’nin en yüksek noktası 192 metredir adanın her tarafını kuşbakışı görebileceğiniz büyüleyici bir manzarası vardır. En tepesinde gördüğünüz sadece bir radyolink istasyonudur. Buraya çıkan stabil bir araç yolu bulunmaktadır. Eğer yürüyerek çıkmak isterseniz 45 dakikada adanın zirvesine ulaşabilirsiniz. Özellikle güneş batarken, bir ada üzerinde olduğunuzu duyumsayabileceğiniz bu muhteşem zirvede mutlaka olmalısınız.

Bozcaada’ya Ulaşım?


Özel Otomobille
İstanbul’dan gelirken Çanakkale Boğazı’nı geçmek için 3 seçeneğiniz vardır. Gelibolu – Lapseki ve Eceabat – Çanakkale arasında, Türkiye Denizcilik İşletmeleri’ne (TDİ) bağlı, saat başı kalkan feribotlar kullanılmaktadır. Kilitbahir – Çanakkale arasında ise doldukça hareket eden özel motor seferleri bulunmaktadır. Çanakkale’den sonra İzmir istikametinde Bozcaada tabelasını takip ederek, adaya geçeceğiniz Yükyeri Feribot İskelesi’ne 45 dakikada ulaşabilirsiniz.
İzmir’den gelirken ise Ezine üzerinden Geyikli- Bozcaada tabelaları takip edilerek iskeleye ulaşılır.

Hızlı Feribotla
İstanbul’dan gelenler için bir diğer alternatif, İstanbul- Bandırma arasındaki hızlı feribotları kullanmaktır. Bunun için İstanbul Yenikapı’dan hergün kalkan hızlı feribotlarla 2 saatte Bandırma’ya gelinir. Buradan 3 saatte Yükyeri İskelesi’ne ulaşılır.

Otobüsle
Belli başlı otobüs firmalarının yaz boyunca Geyikli’ye bağlı Yükyeri Feribot İskelesi’ne kadar seferleri bulunmaktadır. Otobüsler adaya geçmeden sizi iskelede bırakırlar. İstanbul’dan gece 24.00’te kalkan otobüsler sabah 8.00’de feribot iskelesine ulaşır. Ama ilk feribot seferi sabah 10.00’da olduğu için iki saat bekleme süreniz vardır. Buradaki iskelede çay bahçeleri ve plaj bulunmaktadır.








10 Ocak 2013 Perşembe

Bahariye Adaları



 İstanbul’da yaşayan herhangi birine Bahariye denilince akla hemen Kadıköy’deki Bahariye gelir ancak İstanbul’da ismini çok kişinin bilmediği bir başka bahariye daha vardır. Haliçte, Eyüp ile Silahtarağa arasında iki küçük adacık vardır, bu adalar Bahariye Adalarıdır.  Deniz seviyesi ile aynı seviyede olmalarına karşın su altında kalmayıp sürekli olarak varlıklarını sürdüren adacıklardır.

 Bizans döneminde adı Kosmidion olan adalara Osmanlı döneminde Eyüp’ün Bahariye mahallesi yakınlarında oldukları için Bahariye Adaları adı verilmiştir. Lâle Devri'nde devletin ileri gelen görevlileri kıyıdaki Bahariye semtinde kasırlar ve yaz bahçeleri yaptırmış ve burayı bir tür sayfiye yeri olarak kullanmıştır. Lâle Devri'nde İstanbul'u anlatan yazılarda adaların çevresindeki kayık gezintilerinin çok revaçta olduğu anlatılmıştır. Ancak Lâle Devri'ni sona erdiren ayaklanma olarak bilinen Patrona Halil İsyanı'nda İstanbul kasırlarının pek çoğu gibi, Bahariye kasırları da tahrip edilmiştir.

 Cumhuriyet'in ilk yıllarında Haliç kıyılarının fabrikalarla dolması, bölgenin sayfiye yeri niteliğinin kaybolmasın neden olmuştur. Suyunun berraklığı sık sık övülen Haliç'te, bu dönemden sonra hızlı bir kirlenme başlamıştır. Adalar zaman zaman bazı fabrikaların atık deposu olarak kullanılmıştır. 90'lı yıllarda bölgedeki fabrikaların teker teker tasfiye edilmesi ve Haliç'te başlatılan temizleme çalışmalarıyla bölgede doğal yaşam yeniden oluşmaya başlamıştır. Balıkçıların adalara saldıkları tavşanların yanı sıra, göçleri sırasında İstanbul'dan geçen kuşlar da adaya uğramaya başlamıştır. İstanbul'un yerli kuş türlerinden bazıları da burayı üreme alanı hâline getirmiştir.

 İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Haliç'in ve Eyüp ilçesinin çevresinde yapılan kentsel düzenlemelerden sonra adalar üzerinde sosyal tesis kurmak üzere girişimde bulundu. Hazırlanan plana göre adaların bir köprüyle anakaraya bağlanması ve adalar üzerinde kafeterya ve restoran tesisi açılması öngörülüyordu. Büyükşehir Belediyesi'nin bu kararı, doğal yaşamı olumsuz yönde etkileyeceği konusunda yoğun eleştiriler alınca uygulamaya koyulmadı.

 Bir gün Eyüp‘e yolunuz düşerse teleferik ile Pierre Loti‘ye çıkmanızı ve çayınızı yudumlayarak Bahariye Adalarını seyretmenizi tavsiye ederiz.

7 Ocak 2013 Pazartesi

Sedef Adası

İstanbul Prens Adalarının yerleşime açık olan en küçük adasıdır. 1300X1100 metre büyüklüğündedir. Üzerindeki bitki örtüsü uzaktan bakıldığında sedefe benzetildiği için Sedefadası adı verilmiştir. Eskiden tavşanı bol olduğu için Tavşanadası adı da kullanılmıştır.  Antik ismi Terebinthos'dur. Adada iki plaj vardır.

Sedefadası da, diğer İstanbul adaları gibi Bizans döneminde sürgün yeri olarak kullanılmıştır. Adanın en önemli sürgünlerinden biri, miladi 857 yılında adaya gönderilen Patrik İgnatios'tur. İgnatios, 10 yıl adada çeşitli işkencelere maruz kalarak yaşadıktan sonra, 867 yılında yeniden patrik seçilmiştir. Ada, 1850'de Tophane Müşiri Damad Ferid Paşa'nın mülkiyetine geçmiş, paşa adaya zeytin ağaçları dikmiş ve sebze yetiştirmiştir. Paşanın ölümü üzerine ada bakımsız kalmış, 1. Dünya Savaşı sırasında da adanın tüm ağaçları kesilmiştir.

İstanbul'un işgali sırasında müttefiklerin eline geçen Yavuz Zırhlısı uzun süre buraya demirlenmiştir. Ferid Paşa'nın torunları, adayı seçkin insanların yaşadığı bir yerleşim yeri yapmaya çalışmış, bu amaçla bir konut kooperatifi kurmuş, binlerce ağaç diktirmiş ve villalar inşa ettirmiştir.

Sedef Adasına İstanbul - Kartal'dan Sedef adasına sürekli kalkan yolcu motorları ile ve Bostancı'dan kalkan şehir hatları vapuru ile ulaşabilirsiniz. Eğer şehir hatları vapuru ile Büyükadaya giderseniz Büyükada' da Mavi Marmara İskelesi'nden ulaşabilirsiniz.

2 Ocak 2013 Çarşamba

Kınalıada



 İstanbul adaları içinde en küçük adalardan bir olan Kınalıada’nın eski ismi Proti’dir. İstanbul’a en yakın ada olduğundan dolayı Bizans yönetiminin sürgüne gönderdiği saray mensupları diğer adalara oranla daha çok Kınalıada’ya gönderilmişlerdir. Bu sürgünler içinde en tanınmış olanı hiç kuşkusuz ki ünlü Bizans İmparatoru IV. Romanos Diogenes’tir.

 Kınalıada ismi, adada toprağındaki bakır ve demir madenlerinden dolayı toprağın kızılımtrak görünümünden gelir, ada kayalık olmasından dolayı çok ağaç bulunmamaktadır. Adada Çınar Tepesi, Teşvikiye Tepesi ve Manastır Tepesi olmak üzere üç tepesi vardır, Çınar tepesindeki büyük radyo ve televizyon antenleri İstanbul’un Anadolu yakasından rahatça görülebilmektedir. Manastır tepesinde ise Rum Ortodoks Hıristos Manastırı vardır.

 Kınalıada’ya ilke yerleşenler İstanbul Ermenileri olmuş, Ermeni yerleşiminden sonra Surp Krikor Lusavoriç Ermeni Kilisesi ve Nersesyan Ermeni Mektebi’ni inşa edilmiştir. Daha sonra Rumlar ve Türkler adaya yerleşmişlerdir. Ada nüfusu yaklaşık üç bin kişi olmakla birlikte, bu sayı yaz aylarında 20 – 30.000 civarında olabilmektedir.

 1964 yılında  mimarlar Turhan Uyaroğlu ve Başar Acarlının eseri olan, farklı mimarisi ile ilgi çeken Kınalıada camii görülmeye değer mekanlardandır.

Ada halkı su ihtiyacını 1981 yılına kadar adadaki sarnıçlardan sağlamışlardır, 1981 yılında su dağıtım şebekesinin hizmete girmesiyle bu sorun ortadan kalkmıştır. Adaya elektrik ise 1947 yılında bağlanmıştır.

 Bostancı ve Kabataş'tan tarifeli vapur sefeleri ile Kınalıada'ya ulaşabilmek mümkündür. Ada vapurları gidişte önce Kınalıada'ya uğrar, dönüşte ise en son Kınalıadadaki yolcuları alır.