29 Ocak 2013 Salı

Bozcaada



Adanın ismi antik çağlarda Leukophrys imiş fakat Yunan Mitolojisinde Tenedos adıyla bilinir. Bozcaada’nın ilk sakinleri Akaların bir kolu olduğu ve M.Ö. 2000 yıllarında yerleştikleri tahmin edilen Pelasg’lar (Pelazziler)dır. Akalardan sonra Ada’ya sırasıyla Fenikeliler, Atinalılar ve Yunanlılar hakim olmuştur.  Ada M.Ö.493’de Pers istilasına uğramış, M.Ö.334 yılında ise Pers istilasına son veren Büyük İskender devri başlamıştır. Bergama Krallığından sonra M.Ö.168 yılında Roma hakimiyetine girmiştir. Roma İmparatorluğu’nun 395 yılında ikiye bölünmesiyle Doğu Roma yani Bizans İmparatorluğuna dahil olmuştur. 1203 yılından sonra Bozcaada üzerinde Bizans-Ceneviz-Venedikliler arasında egemenlik mücadelesi başlamıştır.

Bozcaada ilk defa 1455 yılında Fatih Sultan Mehmet devrinde Osmanlı İmparatorluğu’na katılmıştır. Osmanlı ile Venedik arasında Bozcaada için mücadeleler olmuş, Ada zaman zaman Venedik hakimiyetine girmiştir. Bozcaada Osmanlı döneminde bir kale dizdarı ve kadı tarafından yönetilmiş,19.yüzyılın sonlarında Merkezi  Sakız ve Rodos olan Cezair-i Bahr-i Sefid Eyaletinin Midilli Sancağına bağlı bir Kaymakamlık olarak teşkilatlanmıştır. Bu dönemde Ada’da Belediye dairesi bulunmaktadır.

1912 yılında Balkan Savaşı sırasında Yunan donanmasınca işgal edilmiş olup, Lozan Antlaşması sonucunda 20 Eylül 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlanmıştır.

Bozcaada'nın en yüksek noktası Göztepe’nin en yüksek noktası 192 metredir adanın her tarafını kuşbakışı görebileceğiniz büyüleyici bir manzarası vardır. En tepesinde gördüğünüz sadece bir radyolink istasyonudur. Buraya çıkan stabil bir araç yolu bulunmaktadır. Eğer yürüyerek çıkmak isterseniz 45 dakikada adanın zirvesine ulaşabilirsiniz. Özellikle güneş batarken, bir ada üzerinde olduğunuzu duyumsayabileceğiniz bu muhteşem zirvede mutlaka olmalısınız.

Bozcaada’ya Ulaşım?


Özel Otomobille
İstanbul’dan gelirken Çanakkale Boğazı’nı geçmek için 3 seçeneğiniz vardır. Gelibolu – Lapseki ve Eceabat – Çanakkale arasında, Türkiye Denizcilik İşletmeleri’ne (TDİ) bağlı, saat başı kalkan feribotlar kullanılmaktadır. Kilitbahir – Çanakkale arasında ise doldukça hareket eden özel motor seferleri bulunmaktadır. Çanakkale’den sonra İzmir istikametinde Bozcaada tabelasını takip ederek, adaya geçeceğiniz Yükyeri Feribot İskelesi’ne 45 dakikada ulaşabilirsiniz.
İzmir’den gelirken ise Ezine üzerinden Geyikli- Bozcaada tabelaları takip edilerek iskeleye ulaşılır.

Hızlı Feribotla
İstanbul’dan gelenler için bir diğer alternatif, İstanbul- Bandırma arasındaki hızlı feribotları kullanmaktır. Bunun için İstanbul Yenikapı’dan hergün kalkan hızlı feribotlarla 2 saatte Bandırma’ya gelinir. Buradan 3 saatte Yükyeri İskelesi’ne ulaşılır.

Otobüsle
Belli başlı otobüs firmalarının yaz boyunca Geyikli’ye bağlı Yükyeri Feribot İskelesi’ne kadar seferleri bulunmaktadır. Otobüsler adaya geçmeden sizi iskelede bırakırlar. İstanbul’dan gece 24.00’te kalkan otobüsler sabah 8.00’de feribot iskelesine ulaşır. Ama ilk feribot seferi sabah 10.00’da olduğu için iki saat bekleme süreniz vardır. Buradaki iskelede çay bahçeleri ve plaj bulunmaktadır.








10 Ocak 2013 Perşembe

Bahariye Adaları



 İstanbul’da yaşayan herhangi birine Bahariye denilince akla hemen Kadıköy’deki Bahariye gelir ancak İstanbul’da ismini çok kişinin bilmediği bir başka bahariye daha vardır. Haliçte, Eyüp ile Silahtarağa arasında iki küçük adacık vardır, bu adalar Bahariye Adalarıdır.  Deniz seviyesi ile aynı seviyede olmalarına karşın su altında kalmayıp sürekli olarak varlıklarını sürdüren adacıklardır.

 Bizans döneminde adı Kosmidion olan adalara Osmanlı döneminde Eyüp’ün Bahariye mahallesi yakınlarında oldukları için Bahariye Adaları adı verilmiştir. Lâle Devri'nde devletin ileri gelen görevlileri kıyıdaki Bahariye semtinde kasırlar ve yaz bahçeleri yaptırmış ve burayı bir tür sayfiye yeri olarak kullanmıştır. Lâle Devri'nde İstanbul'u anlatan yazılarda adaların çevresindeki kayık gezintilerinin çok revaçta olduğu anlatılmıştır. Ancak Lâle Devri'ni sona erdiren ayaklanma olarak bilinen Patrona Halil İsyanı'nda İstanbul kasırlarının pek çoğu gibi, Bahariye kasırları da tahrip edilmiştir.

 Cumhuriyet'in ilk yıllarında Haliç kıyılarının fabrikalarla dolması, bölgenin sayfiye yeri niteliğinin kaybolmasın neden olmuştur. Suyunun berraklığı sık sık övülen Haliç'te, bu dönemden sonra hızlı bir kirlenme başlamıştır. Adalar zaman zaman bazı fabrikaların atık deposu olarak kullanılmıştır. 90'lı yıllarda bölgedeki fabrikaların teker teker tasfiye edilmesi ve Haliç'te başlatılan temizleme çalışmalarıyla bölgede doğal yaşam yeniden oluşmaya başlamıştır. Balıkçıların adalara saldıkları tavşanların yanı sıra, göçleri sırasında İstanbul'dan geçen kuşlar da adaya uğramaya başlamıştır. İstanbul'un yerli kuş türlerinden bazıları da burayı üreme alanı hâline getirmiştir.

 İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Haliç'in ve Eyüp ilçesinin çevresinde yapılan kentsel düzenlemelerden sonra adalar üzerinde sosyal tesis kurmak üzere girişimde bulundu. Hazırlanan plana göre adaların bir köprüyle anakaraya bağlanması ve adalar üzerinde kafeterya ve restoran tesisi açılması öngörülüyordu. Büyükşehir Belediyesi'nin bu kararı, doğal yaşamı olumsuz yönde etkileyeceği konusunda yoğun eleştiriler alınca uygulamaya koyulmadı.

 Bir gün Eyüp‘e yolunuz düşerse teleferik ile Pierre Loti‘ye çıkmanızı ve çayınızı yudumlayarak Bahariye Adalarını seyretmenizi tavsiye ederiz.

7 Ocak 2013 Pazartesi

Sedef Adası

İstanbul Prens Adalarının yerleşime açık olan en küçük adasıdır. 1300X1100 metre büyüklüğündedir. Üzerindeki bitki örtüsü uzaktan bakıldığında sedefe benzetildiği için Sedefadası adı verilmiştir. Eskiden tavşanı bol olduğu için Tavşanadası adı da kullanılmıştır.  Antik ismi Terebinthos'dur. Adada iki plaj vardır.

Sedefadası da, diğer İstanbul adaları gibi Bizans döneminde sürgün yeri olarak kullanılmıştır. Adanın en önemli sürgünlerinden biri, miladi 857 yılında adaya gönderilen Patrik İgnatios'tur. İgnatios, 10 yıl adada çeşitli işkencelere maruz kalarak yaşadıktan sonra, 867 yılında yeniden patrik seçilmiştir. Ada, 1850'de Tophane Müşiri Damad Ferid Paşa'nın mülkiyetine geçmiş, paşa adaya zeytin ağaçları dikmiş ve sebze yetiştirmiştir. Paşanın ölümü üzerine ada bakımsız kalmış, 1. Dünya Savaşı sırasında da adanın tüm ağaçları kesilmiştir.

İstanbul'un işgali sırasında müttefiklerin eline geçen Yavuz Zırhlısı uzun süre buraya demirlenmiştir. Ferid Paşa'nın torunları, adayı seçkin insanların yaşadığı bir yerleşim yeri yapmaya çalışmış, bu amaçla bir konut kooperatifi kurmuş, binlerce ağaç diktirmiş ve villalar inşa ettirmiştir.

Sedef Adasına İstanbul - Kartal'dan Sedef adasına sürekli kalkan yolcu motorları ile ve Bostancı'dan kalkan şehir hatları vapuru ile ulaşabilirsiniz. Eğer şehir hatları vapuru ile Büyükadaya giderseniz Büyükada' da Mavi Marmara İskelesi'nden ulaşabilirsiniz.

2 Ocak 2013 Çarşamba

Kınalıada



 İstanbul adaları içinde en küçük adalardan bir olan Kınalıada’nın eski ismi Proti’dir. İstanbul’a en yakın ada olduğundan dolayı Bizans yönetiminin sürgüne gönderdiği saray mensupları diğer adalara oranla daha çok Kınalıada’ya gönderilmişlerdir. Bu sürgünler içinde en tanınmış olanı hiç kuşkusuz ki ünlü Bizans İmparatoru IV. Romanos Diogenes’tir.

 Kınalıada ismi, adada toprağındaki bakır ve demir madenlerinden dolayı toprağın kızılımtrak görünümünden gelir, ada kayalık olmasından dolayı çok ağaç bulunmamaktadır. Adada Çınar Tepesi, Teşvikiye Tepesi ve Manastır Tepesi olmak üzere üç tepesi vardır, Çınar tepesindeki büyük radyo ve televizyon antenleri İstanbul’un Anadolu yakasından rahatça görülebilmektedir. Manastır tepesinde ise Rum Ortodoks Hıristos Manastırı vardır.

 Kınalıada’ya ilke yerleşenler İstanbul Ermenileri olmuş, Ermeni yerleşiminden sonra Surp Krikor Lusavoriç Ermeni Kilisesi ve Nersesyan Ermeni Mektebi’ni inşa edilmiştir. Daha sonra Rumlar ve Türkler adaya yerleşmişlerdir. Ada nüfusu yaklaşık üç bin kişi olmakla birlikte, bu sayı yaz aylarında 20 – 30.000 civarında olabilmektedir.

 1964 yılında  mimarlar Turhan Uyaroğlu ve Başar Acarlının eseri olan, farklı mimarisi ile ilgi çeken Kınalıada camii görülmeye değer mekanlardandır.

Ada halkı su ihtiyacını 1981 yılına kadar adadaki sarnıçlardan sağlamışlardır, 1981 yılında su dağıtım şebekesinin hizmete girmesiyle bu sorun ortadan kalkmıştır. Adaya elektrik ise 1947 yılında bağlanmıştır.

 Bostancı ve Kabataş'tan tarifeli vapur sefeleri ile Kınalıada'ya ulaşabilmek mümkündür. Ada vapurları gidişte önce Kınalıada'ya uğrar, dönüşte ise en son Kınalıadadaki yolcuları alır.